Eylül Otel
İNANÇ VE KÜLTÜR TURİZMİ
Ayatekla (Meryemlik): Mersin’in Silifke ilçesinde yer almaktadır. Kentin yaklaşık 1.5 km güneyinde bulunan Ayatekla, Hristiyanlık dönemine ait dini bir merkezdir. Ayatekla veya Meryemlik olarak bilinen kutsal alanın kuruluşu MS 50 yılarında başlamıştır. Ikonialı (Konya) bir azize olan Hagia-Thecla (Ayatekla), Hz. isa'nın havarilerinden St. Paulus'un Hristiyanlık öğretilerini benimsemiş, öncü bir misyonerdir. St.Paulus'un Konya'da verdiği vaizlerden çok etkilenerek kendini dine adamıştır. Thekla, Konya ve Yalmaç'daki Roma izlenmelerinden kaçarak Silifke'ye gelmiştir. Önceleri ibadetin gizlice yapıldığı katokomb denilen, doğal mağarada yaşamıştır.
Ayatekla, Hristiyanlığın en eski ve en önemli kutsal alanlarından biridir. Burası daha sonraki Bizans dönemlerinde dini bir yerleşim olmuş ve Ayatekla olarak anılmıştır.
Günümüzde Meryemlik olarak bilinen ören yerinde yeraltı ibadet mağarası,daha sonra üzerine inşa edilen anıtsal Zenon Bazilikası'nın apsis kalıntısı, Büyük Sarnıç, Ha-marnı. Kuzey Kilise, irili ufaklı sarnıçlar ve Nekropol alanını görmek mümkündür.
Ayatekla'nın içinde yaşadığı mağara onun kayboluşundan sonra Hristi-yanlarca kutsal sayılmış, ve Hristiyanlık dininin MS 320 yılında serbest bırakılıncaya kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanılmıştır. Daha sonra bu mağara içine payanda amaçlı korint sütunlar konulmuş, mozaik kaplamalar yapılmış ve 4. yüzyıl sonlarında kiliseye dönüştürülmüştür.
250 Yıllarında Roma İmparatorluğu’nun “resmi dini” pagandı, çok tanrılıydı. Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğu’nda yaygınlaşması devlet yönetimince hiç de hoş görülmüyordu. Hıristiyan avı sürekliydi. Hıristiyanlığı benimseyen yedi genç bu baskılardan kaçmak için bir mağaraya sığındılar ve derin bir uykuya daldılar.
Yöneticiler gençlerin mağaraya sığındığını öğrenince onları diri diri gömmek için mağaranın ağzını kocaman taşlarla ördüler.
KÜLTÜR TURİZMİ

Cennet Cehennem :
Bu dünyada cennet ve cehennem olur mu, diye sorsanız Mersinde olduğunu söyleriz. Cennet-Cehennem obrukları yöredeki diğer bir çok obruk gibi antik dönemde kutsal bir anlam taşıyordu. Önce antik bir kentin kalıntılarına, sonra Zeus Tapınağı’na ve çok tanrılı inanca göre kutsal sayılan bu iki obruğa ve mağaralara ulaşılıyor. Yerli ve yabancı turistler yanında çevre halkı da kutsal duygularla ziyaret ediyor. Cennet Çöküğü antik çağda Korykos Mağarası olarak bilinen büyük ve derin çukurlardan oluşan iki doğa harikasından biridir.
Cennet: mağarasında bulunan 450 basamak size rehberlik edecektir.Bay Paulus tarafından mağaranın girişine küçük bir kilise yaptırılmıştır.Girişten sonra 150 basamakla zemine ulaşılmaktadır.

Cehennem : Cehennem veya Arasat olarak adlandırılan kuyu Cennet çöküğünün 75 m. kuzey yönünde kayalar arasındadır. Yan yüzeyleri iç bukey olduğundan dibine iniş kolay değildir. Typhon’un geçici olarak tutsak edildiği yer insana ürküntü verici bir görünüme sahiptir.
Astım magarası:
Çevrede bulunan bir diğer oluşum ise astım mağarasıdır.derinliği 20 m olan mağaranın içinde çeşitli renklerde sarkıt ve dikitler bulunmaktadır.Hava sıcaklığını her zaman 14 derece ve nem oranı ise %85-98 arasındadır.Astım hastaları için iyi geldiği söylenen mağarada , girerken tutulan dileklerin gerçekleştiğineinanılır.

Üçgüzeller Mozaik Müzesi :Narlıkuyuda yer almaktadır. Üçgüzeller mozayiği denize çok yakın, bir kaç metre mesafedeki taş yapı içinde İ.S. 4.yy’ın ikinci yarısından kalma sanatsal değeri çok yüksek mozaik korunuyor. Doğu Roma İmparatorluğu’nda yüksek bir devlet görevlisi olduğu anlaşılan Poimenios, koydaki “gizemli” tatlı su kaynağından yararlanarak bir hamam yapturmış, Hamamın tabanına Cennet Kızları’nı (Huriler) simgeleyen bir mozaik yaptırmış.

Adama kayalar Hakkında Bilgiler: Kızkalesi'nden Silifke'nin Hüseyinler Köyü'ne giden asfalt yolun 5. Km. sinde batıya ayrılan 2 Km. lik taşlık yolun sonunda Şeytan Deresi vadisine varılır. Bu vadinin dik yamacında, kayaların yüzünde 9 niş içerisinde İ.S. II. yy'dan kalma 11 erkek, 4 kadın, iki çocuk ve bir dağ keçisi kabartması vardır. Bazı nişlerin alınlığında Roma kartalı kabartması görülür.
Uzuncaburç ve Olba: kızkalesine 45 km mesafede yer almaktadır.,
Silifke ilçesinden Toros dağlarına uzanan vadi ve ormanlar arasından geçen asfalt yolun 30. km'sinde bir plato üzerinde kurulmuş olan Olba ören yerine ulaşılır. Hellenistik Çağ'da merkezi Uzuncaburç'un 4 km doğusundaki Olba Ura Krallığfnın kutsal alanı olan Uzuncaburç yerleşimi, 72 yılında imparator Vespasianus zamanında, Olba'dan ayrılarak "Diocaesarea" (Tann-lmparator kenti) adıyla kendi adına para basabilen özerk yeni bir site durumuna getirilmiştir.
Olba kenti, Uzuncaburç'un 4 km doğusunda önemli bir yerleşim yeri olup, halkın ibadet ettiği, Zeus Tapınağı ise Uzuncaburç'da bulunmakta idi. Ancak Romalılar yöreye egemen olduktan sonra 1. yüzyılın sonlarına doğru Zeus Tapınağı'nın bulunduğu yere özel bir önem vererek, burasını Olba'dan ayırıp Diocaesarea adıyla bağımsız bir site haline getirmişlerdir. Buradaki Zeus Tapınağı ile kent burcu dışında kalan bütün mimari yapılar, Roma dönemine aittir. Bizans döneminde de burası yerleşim olarak kullanılmıştır. Ören yerinde bulunan yapı kalıntıları şunlardır.
Silifke’nin 30 km kuzeyinde denizden 1200 m yükseklikte bulunur.Roma , Bizans dönemlerinde yaşamış olan kentte Zeus tapınağının yanı sıra antik tiyatro ve kaya mezarları da bulunmaktadır.




-
İşte Kızkalesi Tarihi:
Kızkalesi, eski adıyla Korykos, Mersin'in 60 km. batısında bulunan küçük bir ilçedir. İklimi, görülmeye değer manzarası, geniş kumsalları ve temiz deniziyle ziyaretçilerin büyük ilgisini çekmektedir. Bugün bu sahil şeridi, tarihi yerleri ve doğasıyla Akdenizin saklı hazinelerinden biri olarak görülmektedir.
Türkiye'nin en güzel yeri olarak kabul edilen Ölü Deniz ve civarına göre daha az bilinmektedir. Turistlerin yoğun bulunduğu yerlere oranla burada her şey biraz daha sakin ve huzurludur. Geniş plajları ve harika kumsalı ile aileler için son derece uygundur. İlçe civarında görülmeye değer birçok arkeolojik kalıntı bulunmaktadır. Kızkalesin'den düzenlenen Kapadokya ve efsaneleşmiş Nemrut Dağı gezilerine de katılma olağınız vardır. Buradan Antakya Petrus Kilisesi'ne (Dünyanın ikinci büyük mozaik müzesi), Tarsus'ta Saint Paul Kuyusu'na ve Anamur'a ulaşmanız son derece kolaydır.
Kızkalesi bu isme 85 yıl önce sahip olmuştur.Yaşayan sakinleri tarafından anlatılan efsane denizdeki kalenin Kızkalesi adını almasına sebep olmuştur.
Herodot'a göre bu şehir Kıbrıs'lı prens Korikos tarafından kurulmuştur. Suriye Kralı 2. Antonius, İsa'dan önce 197 'de Mısır kıyılarını tekrar ele geçirdiğinde tarihte ilk defa bu şehrin isminden sözedilmiştir. Romalı yazarlar Livius, Pilinius, Çiçero ve o zamanların Tarsus Valisi eserlerinde Korikos'dan bahsediyorlardı. Bizans döneminde, yani 5. ve 6. yüzyıllarda şehir en iyi günlerini yaşamıştır. 1361 yılında Kıbrıs'lı Lusignen tarafından ele geçirilmiş, daha sonra 1448 yılında Karaman sultanı İbrahim Bey tarafından alınmıştır. Bunun sonunda da 1482 yılında Osmanlı İmparatorluğu'na dahil edilmiştir.
Şehrin resmini iki ortaçağ kalesi olan Korikos Kalesi ve Kızkalesi oluşturmaktadır. Korikos kalesi o zamanlar yarımadanın ucunda bulunmaktadır. İki hisardan oluşmaktadır. İç avluda küçük kiliseleri ve uzun koridoru görebilirsiniz. Kalenin yapımı Romalılar tarafından başlatılmış ve beş etapta Kıbrıs'lılar tarafından tamamlanabilmiştir. Kızkalesi kıyıdan 200 mt. uzaklıkta küçük bir ada üzerine yapılmıştır. Daha önceleri kaleden Korikos'a uzanan bir bağlantı köprüsü kalıntısı denizaltında görülebilmektedir.
Kızkalesi
Korikos sahil kalesinin 200 m. açığındaki küçük adacık üzerindeki kaleye "Kızkalesi" denir. Büyük bölümü ayakta olan Kızkalesi'nin kuzey ve güney uçları sekiz kuleyle korunmuştur. Kalenin dış çevre uzunluğu 192 m.dir. Kızkalesi ile sahildeki kale denizden bir yolla bağlanmış, denizden gelecek saldırılara karşı önlem alınmıştı.Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından 1448 yılında onarılan Kızkalesi bugün İçel turizminin sembolü haline gelmiştir.
Kızkalesi Efsanesi
Korikos'ta yaşayan Krallardan biri, bir kız çocuğu olsun diye gece gündüz Tanrıya yakarmaktadır. Sonunda dileği yerine gelir ve kız büyüdükçe güzelliği ve yardımseverliği ile herkesin sevgisini kazanır.
Günlerden bir gün kente bir falcı gelir. Kral onu saraya çağırtır, kızının geleceğini öğrenmek ister. Falcı prensesin eline bakınca irkilir ama bir şey söylemez. Kral zorlayınca "Kralım" der, Kızınızı bir yılan sokacak. Bu yazgıyı hiçbir şey bozamıyacak der ve siz dahi engel olamıyacaksınız deyip oradan ayrılır. Kral, kıza birşey söylemez ama düşüncelere dalar. Sonunda kıyıya yakın üçük bir adacık üzerinde, ak taşlardan bir kale yaptırmaya karar vererek kaliyi yaptırır ve kızını buraya kapatır. Olan biteni bilmediğinden kızı üzülmekte, günden güne eriyip gitmektedir. Günün birinde saraydan kaleye gönderilen bir üzüm sepetinin içinden çıkan bir yılan kızı sokar ve öldürür..
